Özal sağ olsaydı elini öperdim!
Cem Karaca: Özal sağ olsaydı elini öperdim!
21 mayıs 1995 ‘Yeni Şafak’Röportaj: Şaban OK
İslami
kesimin müzik tarzını nasıl buluyorsunuz? Hiç dinlediğiniz oldu mu?
Bazılarını dinliyorum ama içimi karartıyor. Bana müziğinle, filminle
umut ışığından bahsetmen lazım. Bir meşale yakman lazım. Ben kararmışsam,
hayatın bana dayattığı sosyal, ekonomik, siyasal, antidemokratik şartlar
içerisinde ve sen bunlara bir alternatif olduğun iddiasındaysan, bana bir umut
ışığı sunman lazım. Benim içimi bir daha karartırsan olmaz ki. Ben zaten
kararmışım. Üstelik bunu iyi karartanlar var. Çok iyi karartıyor. Arabesk
dinlerim daha iyi. Niye seni dinleyeyim? Arabesk dinlerken lafları bir kenara
bırak, içinde Yunus Emre’nin sözleri ya da kasideler olsun; şöyle bir müziğe
kulak ver, otur bir kilo rakı iç kahrından. İslami kesimin yaptığı müzik böyle.
Bazı şeyler için acele mi ediyorlar?
Bu işin bir piyasası var. Pazarı var. Ankara’ya gittim; Melih Gökçek yeni söylemişti ‘Ben böyle sanatın içine tükürürüm’ diye. Bir televizyon programı için Ankara’ya gitmiştim. Kulise de Melih Gökçek’in hukuk danışmanı geldi. Ben aynı eleştiriyi getirdim. ‘Ben çok saygı duyuyorum. Bu Türkiye’nin kimlik arayışına yeni bir boyut, bir adım getirmiştir. Bir kazanımdır, bir edinimdir. Aynı fikirde değilim; oyum da Refah Partisi’nin olmadı. Ancak Refah Partisi’ni kapatmaya kalkan zihniyet, karşısında beni bulur. Benim gibi düşünen aydınlar olacaktır’ dedim. ‘O zaman siz yapın efendim, bir kaset yapın 500-600 bin adet hazır müşterisi var’ dedi. Pazar var yani.
Bu tür kasetlerde estetik kaygısı yok
galiba?
Estetik yok
ki kaygısı olsun. Bu inanç mensubu, bir Hamamizade İsmail Dede Efendi, bit
Itri, bugün ürettiği müzikle; Bach’la, Haendel’le kıyaslanıyorsa… Dünya
müzikologları kıyaslıyorlar. Hatta Itri’yi Bach’tan daha üstün tutanlar var,
dini musiki söz konusu olduğunda. Çünkü Bach tamamen dini musikidir. Bach’tan
daha lezzetli, daha keyifli, daha derin buluyorlarsa... Bizim musikimizde insan
sesine en yakın çalgı olarak tanımlanan ney gibi bir alet varken… Modernleşeceğiz; güzel! Modernleşeceğiz
deyip, 3. Sınıf bilgisayar kullanıp, 6. Sınıf bir piyanist şantörle bunu
çaldırıp, 8. Sınıf bir stüdyoda kaydedip, 12. Sınıf bir çoğaltma sistemiyle
bunu piyasaya sunmak… Bunu bir ideal adına, bir nizam adına yapmak, bence
bizatihi nizama hakarettir.
Bir ışık tutmak istiyorum en azından… Çünkü ben de kendi çizgilerim içerisinde
mütedeyyin bir insanım. Beş vakit namaz kılmıyorum ama, Allah’a karşı sınırsız
bir sevgim var. Her sıkıntımda O’na sığınıyorum. Sıkıntılarımın üstesinden
geldiğimde O’na şükrediyorum. Dolayısıyla yüce yaradanla aramda bir bağ var.
Durumumdan da mesudum, inşallah daha da gelişir. İçten, gönülden bir bağlılığım
var. Biraz dervişane benimki, biraz rindmeşrep. Belki biraz batıni motifler de
taşıyor olabilir ama, e olsun! Kusur benim, kabahat benim, günah benim.
Hesabını da ben vereceğim. Kendimle de barışığım Allah’ıma şükürler olsun.
Bir gün sahneye sarıkla, cübbeyle çıkar mısınız? Bu uç noktada bir soru ama?...
Sarıkla, cübbeyle çıkmayı düşünmem ama, sarığa cübbeye bir saldırı olursa bunu protesto etmek için giyebilirim. Sarık sarmak ya da cübbe giymek insanların giyim-kuşam özgürlüğüdür. İnsanların ne giyeceği yasalarla belirlenmemelidir. Yalnız ortada komik bir durum var: Kıyafet Kanunu! Bu kanun işlevini de, hayatiyetini de yitirmiş durumdadır. Sokağa çıktığınızda Fatih’in Çarşamba’sına gittiğinizde bu kanun yok! İnsanlar orada istedikleri gibi giyiniyorlar. Ama J.J.Roussau’ları yetiştirmiş Fransız toplumunda, adeta bir engizisyon mantığıyla, ‘türban takıyorlar’ diye, İslam inancına sahip genç kızların okullara alınmaması, kovulması söz konusu. Madam Mitterrand’ın Güneydoğu’daki yuttaşlarımızla ilgili kaygılarını, düşüncelerini saygıyla karşılıyorum ama, Fransız hükümetinin de türbanlı kız öğrencilere karşı bu engizisyon papazı zihniyetiyle davranmalarını bağışlayamıyorum.
Sizce müzik yapmaktaki amaç nedir, ne olmalıdır?
Dinleyenin ruhunu yükseltmek… ‘Müzik ruhun gıdasıdır’ diye bir laf vardır, bu laf boşuna söylenmemiştir. Mesela Vivaldi’nin ‘mevsimler’ini dinlerken hakikaten bir ilkbaharı, sonbaharı, yazı, kışı, enstrümanları çok akıllıca ve maharetlice kullanılması sonucunda yaşarsın… Adeta yaprakların dökülüşünü, güneşin açışını, suyun ağaca yürümesini, ağacın çiçeğe durmasını yaşarsın. Beri yanda da bugün bir ney taksimini, saba makamından dinlediğin zaman, insan ruhunun şöyle yukarıya, bir yüce varlığa doğru yükseldiğini hissetmemek mümkün değil. İşte müziğin işlevi bu! İlle de dini temalı olması şart değil. Müziğin işlevi insanın ruhunu yükseltmek. Müzik sözlüyse hele, sözlerle desteklendiği için çevresini, kendisini ve dünyayı sorgulamaya yöneltebilirse, ‘acaba?’ uyandırabilirse, insanı bulunduğu noktadan bir adım öteye götürebilirse, müzik işlevini… dolayısıyla sanat işlevini yerine getirmiş demektir.
Sanatın halk
için olduğuna inanıyorum. Ama sanatın halka için olabilmesi için, belli bir
mükemmellik taşıması gerekiyor. Ciddi estetik kaygılar taşıması lazım ki o
halka layık olsun. Sen o halkı aptal, gerizekalı, koyun mu görüyorsun ki, moloz
malzemeyi dayıyorsun?
Yazarlar Vakfı’nda Fethullah Hoca’yla
karşılaşınca elini öptüğünüz söylendi?
Niye gittiniz?
Aldığım eğitim gereği davet edildiğim yere giderim. Bu el öpme hikayesine gelince; mesela bir dönem de rahmetli Özal’ın elini öptüğüm söylendi. Ben Turgut Bey’in (Allah rahmet eylesin) elini öpmedim. Keşke sağ olsaydı da elini öpseydim, o ayrı! Yani bugün Celal Bayar sağ olsaydı, ben bir yerde kendisiyle karşılaşsaydım, elini öpmekte bir an bile tereddüt etmezdim. Aynı siyasi görüşü hiçbir zaman paylaşmadım rahmetliyle, ama Celal Bayar 3. Adamdır.
#cemkaraca
#şabanok
#yenişafakgazetesi
#yenişafak
Yorumlar
Yorum Gönder