Cem Karaca: ‘Laik olan Müslüman olamaz, Müslüman laik olamaz!’
Cem Karaca:
‘Laik olan Müslüman olamaz, Müslüman laik olamaz!’
Selam Gazetesi
27 Eylül 1993
Röportaj: Şaban OK
.
Selam: Sizce laiklik nedir?
Karaca: Laiklik, devletle din işlerinin birbirinden
ayrılmasıdır. İnanış, ya da inanmayış ve buna göre ibadet ediş veya etmeyiş
biçimlerini, devletin gösterdiği birtakım işaretler doğrultusunda değil,
vicdanlarının doğrultusunda gerçekleştirilmesi demektir.
Selam: Laiklik, Türkiye’de ‘mana itibariyle’ insanlara sınır
koyuyor mu?
Karaca: Türkiye kimliğini ‘ben Müslüman bir ülkeyim’ diye
koruyorsa laik olamaz. ‘Laik bir insan Müslüman olamaz, Müslüman bir insan laik
olamaz.’ Çünkü İslamiyet diğer dinlerden farklı olarak mü’minlerin ticari,
hukuki, medeni yaşam biçimlerini de belirli yaptırımlarla ‘şeriatla’ düzenlemiş
bir dindir. Öbür dinler gibi ‘kiliseye git, bir günah işlediğin zaman üç sefer
bilmem ne duası oku’ gibilerden salt teokratik yönü ağır basan bir din
değildir. Bir ‘Anayasadır’, dünyayı algılama biçimidir. Ama Türkiye’de böyle
yaşama biçimini kendine hedef olarak seçen kişiler, 163’ün kaldırılmasıyla hayata
geçirebilir olmuşlar. Türkiye’nin mozaiği, Alevisiyle, Sünnisiyle, Türk’üyle-Kürd’üyle
birçok Müslüman kökenli insanlardan oluşur. Sivas Katliamında ölen Aşık Nesimi’nin
kırkı için Karacaahmet Tekkesi’ndeydim. Kendi inançları doğrultusunda
kırkı demek, saz çalarak, pilav yiyerek anmak. Vakterişti karşıdaki
camiden ezan sesi geldi. Saz sesleriyle ezan sesinin o muhteşem cümbüşü, birbirini
kucaklaması benim içimi ısıttı. İşte burada bazıları araya girip, bu memleketin
güzelim insanını birbirine düşmanmış gibi göstermeye çalışıyor. Bir kesim
Aleviler için ‘bunlar kızılbaştır, bacılarıyla-kızlarıyla yatarlar’ gibi
olmayacak isnatlarda bulunuyorlar. Bu kesim de isnatlardan bunalmış; Sünni mezheplere
yönelenleri ‘yezid’ diye tanımlıyorlar.
Selam: Bu insanları ayrı kutuplara ayırmanın kimlere faydası
olabilir?
Karaca: Bu insanları birbirine düşman iki kutup haline
getirerek Türkiye’yi kendi iç dinamiklerinden soyutlayıp, fasit bir dairenin
içine sokmak ’klasik’ tabiriyle ‘dış mihrakların’ işidir. Gerçekten öyledir!
Türkiye bir çok yönlerden birçok ülkeden daha iyi durumda.
Orta Doğu’da etkin bir güç haline gelmemiz, aynı bölgede ekonomik çıkarları
olan süper güçlerin işine gelmiyor.
Türkiye önderliğinde, Orta Doğuda ‘Türk-İslam’ ülkeleri bir
araya gelsin istiyorum. –Turan’dan bahsetmiyorum-. Bu gerçekleştiğinde , siz
bütün Arap ve Kazak petrollerinin yöneticisi durumuna geliyorsunuz.
Selam: O zaman ‘bazı’ ülkeler sizden rahatsız olacaktır
elbette!
Karaca: Tabii! Ülkelerin isimleri ne olursa olsun! Çıkarları
korunur. İster Rusya denilsin, ister S.S.C.B.! O ülkenin yöneticilerinin
hedefleri, ‘Katerina’ bizim deli dediğimiz; aslında deli olmayan ‘Petro’
tarafından korunmuştur. Ve Azeri kardeşlerimize ne menem bir kazık attıklarını,
bizim yöneticilerimizin de buna ne kadar gözü kapalı davrandıklarını gördükçe
hayıflanmamak elde değil.
Selam: Siz uzun yıllar yurtdışında kaldınız. Sonra tekrar
Türkiye’ye döndünüz. Bu zaman zarfında sizde birtakım değişiklikler olduğu
söyleniyor. Bunlar nelerdir?
Karaca: Değişiklik şudur! Belli bir subjektiviteden daha
objektif bir konuma geçtiğimi zannediyorum. Tüekiye’de yaşarken cangılın
içindeydim. Bu durumda cangılın bütününü görmem mümkün değil. Yıllarca
yaranılmak istenen ‘Batı’ var. Orada Türkiye’yle ilgili TV’de program
yapılıyor. Camdan yapılmış bir Türk bayrağı var, dipçik gelip onu parçalıyor.
Bunu gördüğümde, Türk kimliği taşıyan ama Türk vatandaşlığından atılmış biri
olarak bu hadise karşısında tüylerim diken diken olurdu.
Selam: Değişiklikten bahsetmediniz hala!
Karaca: Ben Avrupalı’nın ‘palazlanmış bir Türkiye’
istemediği gerçeğini anladım. Oradaki çağrıldığım TV programlarında devamlı
olarak Türkiye’nin aleyhinde şeyler söylemem istendi.
‘Türkiye’de insan hakları ihlal ediliyor, Türkiye’de işkence var…’ gibi. 1986’da bunlar isteniyordu benden. O yıllarda demokrasi adına Türkiye’de gerçekten olumlu adımlar atılıyordu. Demokratikleşme çabaları vardı. Bize hala işkence masalları söyletmek istiyorlar.
Selam: Pardon! Türkiye’de işkence var mı yok mu?
Karaca: ‘Türkiye’de işkence var’ dememi istiyorlardı.
Türkiye’de işkence maalesef vardı..
Selam: Şimdi yok mu?
Karaca: Bugün de sürdüğüne inanıyorum. İnsan haklarının
ihlal edildiğine inanıyorum. Ama bunların aşılacağına da inanmak istiyorum.
Selam: O zamandan bu zamana gelinceye dek dünya görüşünüzde
bir değişiklik oldu mu?
Karaca: Ben gerçek anlamıyla hiçbir zaman ‘proleterya
diktotaryası’na inanmadım. Bildiğim bir tek şey vardı, ‘pasta’ adaletli
bölüşülmüyordu. İkincisi; gerçek yönüyle
tanıdığım Anadolu’da… yani ‘şırıl şırıl dereler, koyunları meleler..’ şarkısına uyan bir köy yoktu. Sefalet vardı,
açlık vardı, yoksulluk vardı. Bunları gören bir insanım. Sabah, öğlen, akşam
yurdumuzu sevmeyi öğretiyorlardı.
Esasında bu kadar çok telkin edilen şey yapılmaz. Bir
insana, sabah, öğlen, akşam ‘yurdunu sev, yurdunu sev..’ dersen ‘sevmiyorum
ulan’ der!İnsan yurdunu seviyorsa, yurdunda birtakım eksiklikleri görüyorsa, bu
tarafta ‘Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ varsa… bir tavır almak zorundasınız. Biz
de bir tavır aldık. Bizi arkamızdan itip, bize ‘aslansın, kaplansın!’ diyenler
de baktık değişik tavırlar içersindeler. Ama kaç kişi öldü… kaç kişi idam
edildi… Her iki kamptan da!
MHP ve İslami kesimden konuşulabilecek durumdaki
arkadaşlarla oturup konuştuğumuzda ülkenin sorununun ‘baş ağrısı’ olduğunu
teşhis ediyorduk. Ama birimiz NOVALJİN, birimiz ASPİRİN öneriyordu. Türkiye’de bir ‘ÇİN
TEDAVİSİ’ uygulanmış. Başı ağrıyan
adamın gözünün üstüne bir yumruk atınca, gözünün ağrısından baş ağrısını
unutmuş.
Selam: Şimdiki durum nedir peki?
Karaca: Şimdi baltaları gömdük, kalemleri çektik. Baltaları
ilkel kavimler kulansın, kalemlerimizle mücadele edelim. Ben sizinle aynı
fikirde olmayabilirim. Ama karşımdaki insanın kendi fikirlerini söylemesine
sonuna kadar varım. Karşımdaki insandan da aynısını beklerim.
Selam: Türkiye’deki müzik orjinalliğini korudu mu sizce?
Karaca: 1960’lı yıllarda türküleri alır çoksesli yapardık.
Türkü formunda, gitarla-bağlamayı bağdaşlaştırırdık. Ama ‘Dövlet Baba’ devreye
girip, ‘Efendiler!... Siz türküyü gitarla çalamazsınız, gitarın yanında bağlama
olmaz!’ diye bizi kesti. Başına arabesk belasını aldı.
Bir dernek kurulmuş. Türkiye’de büyük kitlelerin ‘Mozart,
Beethoven’ dinlemesinin çarelerini araştırıyorlarmış. Bu mümkün değil! Çünkü
ben doğduğumda babam benim kulağıma ‘Ezan-ı Muhammediyi’ okumuş… İsmimi
söylemiş! ‘Muhtar Cem, Muhtar Cem…’ demiş. Benim kulağıma gelen ilk ses ‘Ezan
sesi!’ Yani teksesli müzik. Halbuki
Mr.Tom Amerika’da doğduğu zaman vaftiz
edilirken, büyük bir kilise korosu duyar. Bu derneğin, bu halisane (!) necibane
(!) temennisine katılmamak mümkün değil. Onun da dinlenmesi lazım ama, Frengistan’dan dinleyici mi ithal
edeceğiz?
Selam: Pop müziğin durumu nedir sizce?
Karaca: Türk pop müziği patlama gösterdi. Ben pop müzisyeni
değilim. Ben ‘Rock’ müzisyeniyim. Çünkü rock muhalif müziktir, isyan taşır.
Selam: Kimlere isyan?
Karaca: Nizama, düzene karşı! Marka malı Marksist, Leninist
olmayan bir başkaldırıdır. Düzenin bize dayattığı şeylere başkaldırıdır.
Selam: İslami Rock ta olabilir mi?
Karaca: Mazlum Blues diye bir topluluk vardı. Veya İslam
Blues. Benim en büyük düşlerimden biri, muhteşem bir koroyla, batının bütün
teknolojik imkanlarından faydalanarak, doğunun mistik enstrümanlarından
yararlanarak bir ‘İslami temayı işleyen
rock müzikali’ gerçekleştirmek. Ama bunu gerçekleştirdiğimde, ki buna benzer
bir şeyi Türkiye’ye döndükten sonra yaptım. Ahmed Arif’in ’33 kurşun’ şirinde
‘Vurulmuşum vakitlerden bir sabah ezanında..’ diye geçer. Bu şiire bir ‘sabah
ezanı’ ‘fon’u kullanarak şarkı yaptım. Bu İslami çevrelerin bir kısmınca
‘zındık’lık olarak tanımlandı, bir kısmı da ‘olağanüstü’ bir girişim dedi. Bir
tartışma açtığım için ben mutlu oldum.
Böyle bir şey yapmaya kalktığım zaman ‘acaba bacağımdan bir
ağaca mı asarlar, yoksa taltif mi ederler’ bilmiyorum. (Karaca’nın bu
söylediklerine bir müddet gülüştük..)
Selam: Allah’a inancınız nasıl?
Karaca: Ben Allah’a inanan bir insanım. Sahneye çıkmadan evvel ‘Besmele’ çekerim,
sahneye sağ ayağımla çıkarım. Sabahın o saatinde uyanıksam, kitap okuyorsam,
kitabı kapatır ezanı dinlerim. Onunla kendi kendimi sorgulamaya yönelik iç
hesaplaşmalar yaşamışımdır. Ama ezanın ‘emrettiği’ doğrultuda camiye gidip
namaz kılmıyorum. İstiyorum ama sanırım biraz daha yaşlanmam gerekiyor. Çünkü
çok acayip koşuşturmam, tempom var. Ben galiba ‘kazaya’ bıraktım.
Selam: İlerde kılarsınız inşallah da, ömrünüzün vefa
edeceğini tahmin ediyor musunuz?
Karaca: Allah’ın beni bağışlayacağına inanıyorum.
‘Bismillahirrahmanirrahim’ diyor isek… ‘Esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın
adıyla’ diyoruz demektir. Bunları yapmamışsam, ölmeden evvel son kez ‘Allah’
deyip ölebilirsem Allah’ın beni bağışlayacağına inanıyorum. Allah’tan ben vergi
kaçırmadım ki! Bana vergi cezası mı kesecek? Allah cezalandırıcı değil. Allah
bağışlayıcı.
Selam: İslami bir söz, şiir gelse onu şarkı yapar mısınız,
kasetinizde kullanır mısınız veya?
Karaca: TRT-1’ de dizi çekiyoruz. Programın kapanış anonsunu
şöyle yaptım ‘Allah’ın izniyle, sizlerin sabrıyla…’ diye. Ekipte çeşitli
tartışmalara sebep oldu. TV’de çok şarkı söyledim. Ama sunuculuk yapmadım. Acaba
bu programımda bir hata yapar mıyım diye yardımına sığındığım ‘bir Allah var’!
Başardımsa ‘O’nun izniyle başardım. Onun için de bu kapanış anonsunu
zikretmekte en ufak bir beis görmedim.
Türkiye’de ilk dini temalı rock’u ben yaptım. ‘Demedim mi?’,
‘Pir Sultan Abdal’ın sözleri. Yanlış araştırma yapmadımsa, melodisi ‘Aziz
Mahmud Hüdayi Hz.’ne ait.
Selam: İlahi olarak söyleniyor…
Karaca: Ahmet Özhan söyleyince bir şey yok! Ama söz Pir
Sultan, şarkı Cem Karaca deyince, o ‘at gözlüğüyle bakanlar’ ‘RAP’ diye belli
bir yere oturttular. Ben bunu söylemişsem, 1970 itibariyle bestelemişsem demek
ki 23 yıl evvelden bunu yapmışım.
Selam: ‘Rap Diye’ isimli şarkınızda ‘Kıtmir’ sözü geçiyor…
Karaca: ‘Kefeşte tayyuş kıtmir!’
Selam: Manası nedir?
Karaca: Yedi uyuyanlar vardır. Malum! Bunlardan bir tanesi
‘Kefeşte Tayyuş’tur. Köpekleri vardır. Onun da ismi ‘Kıtmir’dir.
Bu bir tekerlemedir. ‘Hanimini hübben deziki banna’… Müziğin
ölçü olarak elverdiği oydu. Seyircinin ilgisini çekmesi açısından yaptığım bir
şarkıdır. Hem kulağa hoş gelen, hem de ‘Yahu ne diyor bu adam?’ diye dikkat
kesilsinler dedik. Stratejik bir şeydir aslında.
Selam: Hadiseyi (yedi uyuyanları) biliyorsunuz ama!
Karaca: Tabii. O yedi uyuyanları biliyorum. Kıtmir’i ‘41’
anladılar… Hatta 41 yılında mezun olmuş Kenan (Evren) paşa! Harp okulundan.
‘Ona mı atıfta bulundun?’ dediler. Ama Türkiye’ye geldiğimden beri ilk kez bu
kaset yüzümü güldürdü.
Selam: Peki o şarkıda kimlere atıf var?
Karaca: Liberalizmi, serbest piyasa ekonomisini. Temel
görevi Türkiye’nin sınırlarını bir
düşmana karşı korumak olan ‘ordumuzun’ arada bir ‘ülkeyi yönetmek gibilerden’
bir görevi olduğu vehmine kapılanlara atıf var. Türkiye’de artık her şey DM
(Mark) ve Dolar bazından konuşuluyor, Türk parasının bu kadar pespaye
edilmesine karşıyım… oraya atıf var. ‘Rap diye rap rap’ işte antimilitarist bir
şarkı.
Selam: Şapka?
Karaca: Şapka Süleyman (Demirel) bey. Bir de ben! N’aber
nitekim 7 numaradır Cumhurbaşkanımız… Kendileri tarihteki asil (!) ve necib (!)
yerlerini aldılar… Şu anda resim yapmakla meşgullermiş… Yasak mevsimde kuş
vurmaktansa resim yapmasında hiçbir sakınca yok. Hem ‘Picasso’nun resimleri
hakkındaki görüşlerini hatırlayacak olursak… Bilgisi de var biraz. Süleyman bey
şapkasıyla birlikte Cumhurbaşkanı oldu, ben şapkayla birlikte sahneye döndüm
tekrar. Demem o ki ‘Siz ihtilali niye yaptınız?’ ‘Ecevit, Erbakan, Türkeş
hapisteydi, hepsi kabinede!’ Yani bu iş niye yapıldı?
Selam: Maddi, manevi toplum nereye gidiyor sizce?
Karaca: Türkiye’de belli bir kesimin ‘İslami yaşam’ biçimine
yönelmelerini ‘irticai’ bir tehlike olarak görenler var. Oysa diyalektik materyalist yöntemle
bakıldığında etki-tepki kuralı. Bir toplum düşünün ki 1923’de cumhuriyetle,
1946’da demokrasiyle tanışmış. Bu arada ‘üç’ tane askeri darbe’ yaşamış.
Niteliği belli bir toplum.
Gecenin belli bir saatinde ‘Show TV’ kalkıp ‘kırmızı
noktalı’ film oynatıyorsa –ki karışamazsınız oynatabilir- o zaman toplum da
tepkisini gösterir. Kendisine İslamın içerisinde bir sığınak arar. Gelelim
maddiyata… İnsanlar zenginliğini her yerde söylemezdi. Şimdi tüm ahlaki
değerlerin alt-üst olması pahasına zengin olmak alkışlanır bir hale geliyor.
Selam: Toplum hesap sorabiliyor mu?
Karaca: Soracak soracak! Soramazsa yandı gülüm keten helva!
Bizler ‘İSKİ’nin, ‘İLKSAN’ın üzerine gidemezsek başaramayız, batarız. Harp’te
batmayız. PKK’da batıramaz bizi. AT’ye (AB) girmezsek de batmayız. Ama ‘ahlaksızlığı
marifet addedersek’.. ‘merd-i kıbti şecaat arzederken…’ mantığı ile hareket
edersek batarız! Allah rızası için biraz dürüst olalım yaa!
Küçüklüğümde hatırlıyorum.. Gazeteler yazardı: ‘Bir banka
memuru zimmetine 5 bin lira geçirdi’ diye… Evde koro halinde başlanırdı: ‘Allah
cezasını versin, Allah layığını versin, eline beline durur inşallah..!’ Şimdi
Kemal Horzum, ‘hortumla’ götürüyor… Memleketi olan Dinar’da ‘Aslan Yürekli
Rişar’ gibi karşılanıyor.
Selam: Ama onun gibi adamlar el üstünde tutuluyorsa?
Karaca: Sahtekarlığa prim veren toplumu da yargılıyorum.
Hesap sormayı öğrensinler, alkışlamasınlar. Vatandaş olarak ‘devlet’ denen ‘aparatın’
–ki onların ödedikleri vergilerle- yine kendilerine hizmet sunmak zorunda olan
bir aparat olduğunun idrakinde olsunlar.
Selam: Cem Karaca değişti mi? Değiştiyse ‘Yeni Cem’, ‘Eski
Cem’i bize nasıl anlatabilir?
Karaca: Ben tabiî ki değiştim. Yurtdışında kaldığım 8 senede,
imkanlarım ölçüsünde birtakım hadiseleri orijinal dilinden okudum. Kendi
dinimizle ve tarihimizle ilgili yabancı kaynaklardan faydalandım.
Eskiden derdim ki: ‘Bütün dünya işçileri birleşiniz,
zincirlerinizden başka kaybedecek bir şeyiniz yok!’
Şimdi ise şöyle diyorum: ‘Bütün dünya işçileri birleşiniz.
Haftada 30 saat mesai için birleşiniz, birlikte tatile çıkın. Bütün dünya işçileri birleşiniz;
evinize 2. bir TV almak için!’ 1965 yılında TİP’in (Türkiye İşçi Partisi)
düzenlediği mahalle kahveleri sohbetlerinde arkadaşlarım herkese ‘Birinci
sigarası’ vaad edermiş. Ben ‘Harman sigarası’ vaad edince kıyamet koptu…
Arkadaşlarım ‘Birinci’ sigarası içtiklerinden değil! Sırf o toplantılarda ‘görüntü
olsun diye’…
Bana; bu vaadimden dolayı kızınca ben de; ‘Arkadaş; sefaletle
eşitliği herkes vaad eder, sen refahta eşitlikten bahset biraz, Türk insanının
da istediği bu artık!’ dedim.
Yorumlar
Yorum Gönder